Hastalar İnsandır

 

 

Ne olursa olsun hastalara sevecen davranmalı, gerektiğinde onları bağışlamalıdır. Çünkü hasta ve sorunları tıp mesleğinin temel varoluş nedenleridir.

 Ameliyat çıkışı odamıza doğru ilerlerken genellikle bizi bekleyenler olur. Beklettiklerimiz olur. Beklettiklerimiz olur demek, daha doğru; çünkü ameliyatta olmayıp dışarıda bulunsak bekleyenimiz olmayacak saatlerce. Ameliyatta olanlarla, dışarıda olanları iyi belirleyemeyen bir sistem sorgulanmasını bir kenara bırakalım. Sistemi ve yönetenlerini yargılamak için kaleme almıyorum bu yazıyı. İşte o ameliyat çıkışlarından birinde, sırtımda da ben hariç her şeyimi taşıdığım doktorculuk çantam varken, odama giriyorum. Kapıda beni karşılayanlardan duyduğum ilk söz şu oluyor:

“Sabahtan beri bekliyoruz.”

Ne zaman bu sözü duysam aklıma Altay Hoca gelir.

Bir gün bir öğretmen bey ameliyat çıkışı Altay Hocaya böyle demişti de, Altay Hoca  da cevap olarak “bana ne efendim, ben mi çağırdım sabahleyin sizi buraya, siz gelmişsiniz, tabii ki bekleyeceksiniz.” demişti. Aradan bunca zaman geçti, Altay Hocayı bu konuşmasından ötürü hala haksız bulmuş değilim.

Randevu almadan gelen bir insan pekala beklemeliydi.

Altay Hoca ne yapsındı.

Fakat galiba, öğretmen beyin “sabahtan beri bekliyoruz”unun anlamı da sabahtan beri yoksunuz değildi. Belki “yorulduk ama nihayet size ulaştık”tı demek istediği.

Ah şu kelimeler. Cümleler. Biraz daha özenle seçilseler.

Ben de onları özenle seçebilsem.

işte o yoğun ameliyat yorgunlukları çıkışında, karşılaştığım bir sürü insanla da halleştikten sonra, kliniğe yeni yattığını öğrendiğim şişman, yaşlı bir bayan hastanın başındayız.

Akşam viziti.

Hastaya “teyzeciğim” diye hitap ediyorum. “kliniğimize hoş geldiniz”. Genellikle bu ifade biçiminden aldığım cevaplardan farklı olarak soğuk bir cevap alıyorum.

Doktorunu sevmeyen, doktoruna güvenmeyen hasta tepkilerini tanıyorum artık. Aramızdaki soğukluk, hastamın, benim dışımda kendine bakacak hekim seçme şansı olmadığını anlamasına kadar sürdü. Ondan sonra ise benim de gayretlerim ile inişe geçti. Derken taburcu oluşunu takiben evinden kontrole geldiği onbeşinci gün, yaralarında enfeksiyon olduğunu gördük. Yeniden yeniden yatırmak klinik için sorun. Bakımı zor hastaların çıkması herkese bir rahatlama sağlarken geri dönmeleri ve hele yeniden yatmak zorunda olmaları başlı başına bir sıkıntıdır. Hocamız hastanın evden pansumanlara gelmesini önerdiğinde, beynim adeta buruldu. Yüzelli kiloluk bir kadın, ayağa kalkacak hali de yokken her gün pansumanlara gelecek. Olacak iş değil. Evlerine gidebileceğimi söyledim. Tabii böyle bir teklif bir fiyatı da yanına getirebilir. Böyle bir anlamaya yol açmaması için, bunun bir bedelinin olmayacağını ama geleceğimi söyledim.

Ve gittim.

Eve alınmış en yeni eşya, renkli televizyon olsa gerek. Kitaplıkta yakın zamanda gittiğim hiçbir kitapçıda görmediğim kitaplar var. Kitap dışında da bir yığın konuğu var kitaplığın. Üzeri örtülü gaz lambası, bıçak, makas, yapıştırıcı, bazı kavanozlar…Kitaplık da diğer mobilyalar gibi ceviz. Duvarlar eski yazı ile yazılmış bazı tablolar var tozlu.

Ve semaverde çay demleniyor. Elektrikle çalışıyor da olsa, bir semaver var evde.

Kendisine “tevzeciğim” dediğim hastam şimdi karşımda, evinin yatağında…Kendisine bakan kız kardeşi, ayakta ve eve gelen doktora ne ikram etse daha iyi olurun telaşı içinde habire birşeyler getiriyor: çay, sütlü, kahve, pasta, tatlı. Ardı ardına…

Aklımdan neler geçmiyor ki

Mesela ben bu hastanın kliniğimizde ilk gördüğümde, onların da evinde eski bir ceviz kitaplığın olabilirliğini düşünmeliydim.

Eşi ölmüş yalnız ve yaşlı bir inşaat mühendisi beyefendinin evlenmemiş kızı olabileceğini düşünebilirdim. “Teyzeciğim” demezdim o zaman. Demezdim de kırmazdım.

Sanki hasta diye bir insan grubu vardı. Herşeye müstehak. Hasta olması dışında bir şeyi olmayan, olamayan insanlardı sanki hastalar.

Sanki onların evinde mutfak deterjanı ihtiyacı olmazdı. Sanki onların vaktiyle sevdikleri ve kızdıkları bir şeyleri olamazdı. Sanki onların da ağladıkları ölümleri olmazdı.

Sanki onlar insan değildiler de sadece hastaydılar.

Bunda hastalığa bakışın önemi nedir, bilemiyorum. Yani hastaya görmüyoruz da belki, hastalığı görüyoruz hastada. Oysa, “hastalık yok, hasta vardır” diyen de bizleriz. Anlamı başka olsa da, başka amaçlarla söylenmiş olsa da sözü seviyorum.

Hastalık yok, hasta var ve hastalar insandır.

Doç.Dr.Mehmet Oğuz YENİDÜNYA

Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Hastalar İnsandır kitabından alınmıştır.

 

Başa Dön