|
Hekim ve Sağlık Kurumunu Seçme Hakkı
|
|
Hasta haklarıyla alakalı tüm metinler, hastaların hekim ve sağlık kurumunu seçme hakkını güvence altına alırlar. Hekim seçme hakkı, modern anlamda ilk uluslararası metin olan Lizbon Bildirgesinin birinci maddesinde yer alır: “Hasta, hekimini özgürce seçme hakkına sahiptir”. Amsterdam Bildirgesinde ise: “Hastalar, sağlık sisteminin işleyişi ile uyumlu olarak, hekimlerini veya diğer sağlık personelini ve sağlık kurumlarını seçme ve değiştirme hakkına sahiptir” denilmektedir. Bali Bildirgesinde bu konu, “Hasta özel veya devlet sektöründe olmasından bağımsız olarak, hekimini ve hastanesini veya sağlık hizmeti veren kurumları özgürce seçme ve değiştirme hakkına sahiptir” şeklinde yer almaktadır. Roma sözleşmesinde de, “Hasta, hangi teşhis ve tedavi yöntemin kullanılacağı ve doktor, uzman veya hastane seçimi konularında karar verme hakkına sahiptir” ifadesine yer verilmiştir.
Hasta Hakları Yönetmeliğimizde bu konu, iki maddede düzenlenmektedir. Madde 8’de “Sağlık Kuruluşunu Seçme ve Değiştirme” başlığı altında: “Hasta; tabi olduğu mevzuatın öngördüğü usul ve şartlara uyulmak kaydı ile, sağlık kurum ve kuruluşunu seçme ve seçtiği sağlık kuruluşunda verilen sağlık hizmetinden faydalanma hakkına sahiptir. Mevzuat ile belirlenmiş sevk sistemine uygun olmak şartı ile hasta sağlık kuruluşunu değiştirebilir. Ancak, kuruluşu değiştirmenin hayati tehlikeye yol açıp açmayacağı ve hastalığının daha da ağırlaşıp ağırlaşmayacağı hususlarında hastanın tabip tarafından aydınlatılması ve hayati tehlike bakımından sağlık kuruluşunun değiştirilmesinde tıbben sakınca görülmemesi esastır. Acil vakalar dışında, herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olup da mevzuatın öngördüğü sevk zincirine uymayanlar aradaki ücret farkını kendileri karşılar….”denilmektedir. Madde 9’da “Personeli Tanıma, Seçme ve Değiştirme” başlığı altında ise: “Hastaya talebi halinde, kendisine sağlık hizmeti verecek veya vermekte olan tabiplerin ve diğer personelin kimlikleri, görev ve unvanları hakkında bilgi verilir. Mevzuat ile belirlenmiş usullere uyulmak şartı ile hastanın, kendisine sağlık hizmeti verecek olan personeli serbestçe seçme, tedavisi ile ilgilenen tabibi değiştirme ve başka tabiplerin konsültasyonunu istemek hakkı vardır. Personeli seçme, tabibi değiştirme ve konsültasyon isteme hakları kullanıldığında, mevzuat ile belirlenen ücret farkı, bu hakları kullanan hasta tarafından karşılanır” ifadesi yer alır. Bu düzenlemelerde hastaların, hekim ve sağlık kurumunu seçme haklarının olduğu, açıkça belirtilmektedir. Ancak bazı koşullar ve kurallarla, bu hakkın kullanımının sınırlandırılabileceği anlaşılmaktadır. Yönetmelikte sözü edilen kısıtlayıcı durumlar, hekim veya kurum değiştirmenin, hastanın sağlık durumunu olumsuz olarak etkilemesi olasılığı ile sağlık harcamalarını finanse eden sigorta veya sosyal güvenlik kurumunun sevk zinciri kurallarıyla ilişkilidir.
Buna göre, hekim veya sağlık kurumu değiştirmenin, hastanın yaşamını tehlikeye sokmayacak olması ve ortaya çıkan fazla maliyetin hasta tarafından karşılanması durumunda ortada bir sorun kalmamaktadır. Aynı kurum içerisinde hekim seçme veya değiştirme hakkının kullanılması bakımından ise, teorik olarak fazla bir sorun görülmemektedir. Ancak, uygulamada bu hakkın sınırsız olarak kullanılabilmesi, her zaman mümkün olmayabilir. Çünkü, sağlık kurumlarının işletim sistemi, personelin çalışma koşulları, nöbet ve vardiya uygulamaları ile izin ve rotasyonlar nedeniyle hastaların diledikleri hekimi veya sağlık çalışanına başvurmaları mümkün olmayabilir. Bu tür kısıtlayıcı durumlar haricinde sağlık kurumlarının, hastaların personel seçme haklarını kullanabilmeleri için gerekli ortamı sağlamaları, yönetmelik gereğidir.
Hasta gözüyle bakıldığında, bu hakkın gerekçesi açıktır. Hayatınız en değerli varlığınızdır. Hastalıklar, hayatı tehdit etmeleri nedeniyle insanları endişelendirir. Hayatı koruma güdüsü, en güçlü dürtüdür. Herhangi bir hastalığa yakalanan veya yakalandığını düşünen bir kişi, bir an önce, en kısa yoldan, en güvenilir ve en konforlu bir şekilde bu durumdan kurtulmak ister. Kişinin, sahip olduğu tüm değerleri yitirmesine neden olabilecek yaşamsal bir tehlike karşısında, ümit bağladığı, fayda umduğu bir hekime veya sağlık kurumuna ulaşması engellenmemelidir. İstediği kurum veya hekimden hizmet alması engellenen bir hasta, kendisine sunulan destekle iyileşmeyecek, daha kötüsü ağırlaşıp, ölecek olursa, hasta ya da yakınlarının zihninde “oraya gitseydi(m)/götürseydi(m), iyileşirdi(m)/kurtulurdu(m)” ukdesi kalacaktır. Bu, asla göz ardı edilemeyecek insani bir duygudur. Öbür taraftan, hekimlerin sosyal güvenlik kurumları ya da özel sigorta şirketlerinin kaynaklarını rasyonel olarak kullanma sorumlulukları vardır. Tıbbi gereksinim olmaksızın, sırf hastaların talebi üzerine uzak merkezlere hastaların sevkiyle, hem sağlık hizmetlerinin maliyeti, hem de sağlık kurumlarının iş yükü artacaktır. Bu zıt kaygılar dikkate alınarak, bir orta yol bulunabilir. Şöyle ki: aynı kurum içerisinden hekim seçme talepleri, çalışma düzenini aksatmayacak ölçüde olabildiğince karşılanmalıdır. Diğer kurumlara ve uzak merkezlere sevk konusunda ise, ekstra maliyetlerin hasta tarafından karşılanması, makul bir çözümdür. Ülkemizde hastalar, hekim ve sağlık kurumunu seçme hakkını pek kullanamamaktadırlar. Çoğu hasta, Emekli Sandığı, Bağ-Kur, SSK gibi sosyal güvenlik kurumlarının öngördüğü ve kamuya ait belirli bir sağlık kurumundan sağlık hizmeti almak zorundadır. Üstelik, o gün için başvurduğu bölümde görevli olan personel kimse, ona muayene ve tedavi olmak durumundadır. Hatta, aynı branşta iki hekim çalışıyor olsa bile, hastaya hangi hekime gitmek istediği, genellikle sorulmaz ve rastlantısal olarak birisine randevu verilir. Bu durumda, ancak özel sektöre ait kurumlara ve serbest muayenehanelere başvuranlar, gerçek anlamda hekimini seçebilmektedirler. Yani, hekim seçme hakkı, sadece parası olanlara tanınmaktadır. Oysa hasta, bağlı bulunduğu sosyal güvenlik kurumuna da prim ödemekte ve dolayısıyla kamudan aldığı sağlık hizmetini finanse etmektedir. Buna rağmen, kendisine hekim ve kurum seçme hakkı tanınmamaktadır. Ancak, sevindiricidir ki, son yıllarda bu durumda olumlu yönde bir değişim gözlenmektedir. Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerden bazılarında, hastalara gerçek anlamda hekim seçme hakkı tanınmaya başlanmıştır. Buna göre, söz konusu hastanelerde her hekime bir oda tahsis edilmekte ve hastalar, kime muayene olmak istedikleri sorulup tercih ettikleri hekime yönlendirilmektedir. Ayrıca kamu personeline ve bazı sosyal güvenlik kurumları sigortalılarına, özel hastane ve polikliniklerde de muayene olma imkanı tanınmaktadır. Yine, Milli Eğitim Bakanlığı gibi kimi kamu kurumlarının sağlık örgütleri lağvedilip, buralardan hizmet almak zorunda olan kamu personelinin, doğrudan sağlık Bakanlığına ait kurumlara başvurabilmeleri sağlanmıştır. Bu uygulamalar, bugüne kadar ülkemizde gerçek anlamda uygulanamayan hekim seçme hakkının kullanılması anlamına gelmektedir. Kamuya ait sağlık kurumlarında hekim seçme hakkının kullanılması, performans uygulamalarıyla birlikte olmaktadır. Yani, bir taraftan hastalara diledikleri hekime muayene ve tedavi olma hakkı tanınırken; diğer taraftan hekimlere de baktıkları hasta başına prim verilmektedir. Bu durum hasta memnuniyetinin esas alınmasını netice verecektir. Çünkü, hastasını memn un edemeyen hekimlerin prim gelirleri azalacaktır. Hasta memnuniyeti, hastanın gereksinim ve beklentilerinin karşılanmasıyla ilişkilidir. Hastalarının beklenti ve gereksinimlerini karşılayamayan hekim veya kurumlar, varlık gerekçesini yitirmiş olurlar. Ancak, hasta memnuniyetinin, tek başına yeterli bir ölçüt olamayacağı da unutulmamalıdır. İletişim becerisi güçlü bir hekim, hastasının alması gereken tıbbî yardımı doğru olarak yapmaksızın, onu memnun edecek davranışlar gösterebilir. Eksik, yanlış ve uygunsuz tedaviler; yanlış teşhis ve gereksiz müdahaleler ile hastaya zarar veren bir kişinin, iletişim yeteneğini kullanarak hasta ve hasta yakınlarının beğenisini elde etmesi mümkündür. Bu bakımdan, sadece hasta memnuniyetine indeksli bir uygulama, istenen sonuçlar doğurmaz. Hizmetin bilimsel ve etik ilkelere uygunluğunun da dikkate alınması şarttır. Bu yapılmazsa, şarlatanlığın artması, hastalara gereksiz tanı ve tedavi girişimlerinin uygulanması ya da tam aksine bazı görev ve hizmetlerin terk edilmesi ve personel arasındaki dayanışmanın kaybolması gibi olumsuz sonuçlar doğabilir. Netice olarak, hastaların hekim ve sağlık kurumunu seçme hakları kağıt üstünde kalmamalıdır. Sadece doğrudan para ödeyenlerin değil; yıllarca sigorta primi yatırarak sağlık harcamalarını finanse eden sigortalıların da, diledikleri hekim veya sağlık kurumundan hizmet alabilmelerine fırsat tanınmalıdır. Kurum içerisinde hekim seçme hakkının uygulanması, fiziki koşullar yeterli ise kısıtlanmamalıdır. Kurumlar arası veya uzak merkezlere sevk konusunda da, hastanın zarar görmemesi ve kamuya fazladan maliyet getirmemesi durumunda kısıtlayıcı davranılmamalıdır. Her hizmetin maliyeti, makul ölçüler içerisinde belirlenmeli ve sigortalı, hizmeti nereden alırsa alsın ödeme yapılmalıdır. Hasta, isterse farklı kamu hastanelerinden, isterse özel sektöre ait poliklinik veya kliniklerden yada bir hekimin özel muayenehanesinden hizmet alabilmelidir. Bu bedeli yeterli bulan hastane ve poliklinikler ile kamuda çalışmayan hekimlerin, özel muayenehanelerinde kamu personeli ile sigortalı hastaları kabul etmelerine izin verilmelidir. Makul sınırlar içerisinde olmak koşuluyla, fazla maliyetin, buna razı olan hastalarca karşılanması da mümkün olabilir. Böylece, hem hastalara hekim seçme hakkı tanınmış olur, hem de kamuya ait sağlık kurumlarındaki yığılmalar ve aşırı iş yükü azaltılabilir. Hekimler ve sağlık kurumları da, hasta memnuniyetine daha çok önem verirler ve hizmetin kalitesi artar.
-
|