|
TARİHTE HEKİM SORUMLULUĞU
|
|
Hekim Sorumluluklarını ele almadan önce Yetki, Sorumluluk, Kusur, Zarar ve Müeyyide kavramlarını değerlendirmemiz gerekmektedir. Yetki kişinin bir işlemi yasaların belirlediği şartlara göre yürütmesini sağlayan hak, salahiyet anlamına gelmektedir. Sorumluluk kişinin yetki alanına giren davranışlarının ve kişinin yetki alanına giren bir işin sonuçlarını üstlenmesi, mesuliyet anlamına gelmektedir. Kusur bilerek veya bilmeyerek bir işi gereği gibi yapmama hali, özür anlamına gelmektedir. Zarar bir olayın yol açtığı kötü sonuç, ziyan anlamına gelmektedir. Müeyyide ise kişilerin karşı karşıya kalacağı hukuki yaptırımlardır. Yetki, Sorumluluk, Kusur, Zarar ve Müeyyide kavramları bir birini izleyen kavramlardır. Bir yerde yetki var ise bu yetkiyi kullanacak kişi vardır. Yetkiyi kullanacak kişi gerek davranışlarını ve gerekse de işini yasaların belirlediği şartlar ve sınırlar içinde yerine getirmek zorundadır. Yetkiyi kullanan kişi gerekli olan sorumluluğunu yerine getirmediğinde kusurlu sayılır ve kusuru sonucunda oluşacak zarar müeyyideler ile karşılaşmasına neden olur. Hekim Yetkisi kabul edilmiş teşhis tedavi işlemlerini yasaların belirlediği şartlara göre yürütme hakkı şeklinde tanımlanır. Hekim Sorumluluğu teşhis ve tedavi işlemi sırasında yasaların belirlediği davranış kalıpları içinde davranma ve kabul edilmiş teşhis tedavi işlemlerini yasaların belirlediği şartlara göre yürütme şeklinde tanımlanır. Hekim Kusuru bilerek veya bilmeyerek teşhis ve tedavi işlemi sırasında yasaların belirlediği davranış kalıpları içinde davranmama ve kabul edilmiş teşhis tedavi işlemlerini yasaların belirlediği şartlara göre yürütmeme şeklinde tanımlanabilir. Hasta Zararı hekimlerin bilerek veya bilmeyerek teşhis ve tedavi işlemi sırasında yasaların belirlediği davranış kalıpları içinde davranmaması ve kabul edilmiş teşhis tedavi işlemlerini yasaların belirlediği şartlara göre yürütmemesi sonucu hastalarda yol açtığı kötü sonuç olarak tanımlanır. Hekim Müeyyidesi hekimlerin bilerek veya bilmeyerek teşhis ve tedavi işlemi sırasında yasaların belirlediği davranış kalıpları içinde davranmaması ve kabul edilmiş teşhis tedavi işlemlerini yasaların belirlediği şartlara göre yürütmemesi sonucunda hastalarda ortaya çıkacak kötü sonuçlar dolayısı ile karşılaşacağı hukuksal yaptırım olarak tanımlanır. Hekimlik mesleği ile ilgili kanun maddelerine Antik Çağda rastlamak mümkündür. Hekimlik Mesleği ile ilgili ilk kanun maddelerine Hammurabi Kanunları’nda rastlanmaktadır. 219. Madde “ Bir hekim birisine bronz ameliyat bıçağı ile tehlikeli bir yara açar ve öldürürse veya bir abse açar ve gözünü harab ederse iki eli kesilir. ” 220. Madde “ Eğer ölen bir esirse hekim onun yerine bir başka esir vermelidir. ” 221. Madde “ Gözü harab olan bir esirse hekim bu esirin fiyatının yarısını ödemelidir. ” Buradaki kanun maddelerini incelediğimizde dikkatimizi çeken bir noktayı yakalamamız mümkündür. Hastaya verilecek zararın bilerek veya bilmeyerek gerçekleşmiş olması dikkate alınmamakta ve zarar var ise hekimlerin kusurlu veya kusursuz olması değerlendirilmemektedir.
Antik Mısır’da hekimlik mesleği ilgili kanun maddeleri papirüslerde kesin olarak belirtilmişti. Bu kurallara uyan hekimler hastanın zararından sorumlu tutulmuyor ve kurallara uymayan hekimler sorumlu tutuluyordu. Buradaki kanun maddelerini incelediğimizde dikkatimizi çeken noktalar hekim yetki ve sorumluluklarının belirlenmiş olması ve müeyyide için kusur, zarar şartı getirilmiş olmasıdır. Antik Hindistan’da hekimlik mesleği ile ilgili kanun maddelerine Manu ve Zorastre Kanunları’nda rastlanmaktadır. Manu Kanunu’nda mesleğini kötü ifa eden hekim ve cerrah para cezası ile cezalandırılması yer almaktadır. Zorastre Kanunu’nda yetersiz hekimin parçalanıp öldürülmesi emrediliyordu. Ancak yetersizliğin , kötü niyet ve dikkatsizliğin hekimlerden kurulu bir jüri tarafından saptanması söz konusuydu. Zorastre Kanunu hekim yetki ve sorumluluklarının belirlemiş olması, müeyyide için kusur, zarar şartı getirilmiş olması ve kusurunda bilirkişiler tarafından belirlenmesi şartını getirmiş olmasıdır. Antik Yunan’da hekimlik mesleği ile ilgili hukuki kurallar ortaya koyulmuştur. Hipokrat, Aristo ve Sokrat hekimlik mesleği ile ilgili hukuki kuralları savunmuş, ancak Platon ise tam zıttını iddia etmiş ve “Hekim ister tedavi etsin, ister ölüme sebep olsun, her türlü cezadan muaf olmalıdır.” düşüncesini savunmuştur. Ancak Antik Yunan’da hekimlik mesleği ile ilgili örnekler vardır. Büyük İskender sevgilisi Efestios’un hastalanması neticesinde bir hekimi onu tedavi etmekle görevlendirmiştir. Hekimin tiyatroda olduğu bir sırada Efestios ölünce, Büyük İskender hekimi kusurlu kabul ederek ölümle cezalandırmıştır. Antik Roma hekimlik mesleği Yunanlı hekimler tarafından yürütülüyordu. Antik Roma’da hekimlik mesleği ile ilgili hukuki kurallar bulunmakta ve kusurlu hekimler tazminatla cezalandırılıyordu. Hekimlik mesleği ile ilgili kanun maddelerine ve uygulamalara Orta Çağda rastlamak mümkündür. Hıristiyanlık’ta İncil’de hekim kusuru ve müeyyideler yer almamakla birlikte, din adamları hekimin kusuru nispetinde cezalandırılmasını önermişlerdir. İslamiyet’te Kuran’da da hekim kusuru ve müeyyideler yer almamakla birlikte, Şeriat Hukuku’nda hekimlerin kusurlu olmaları durumunda kısasa kısas şeklinde cezalandırılması söz konusu olmuş ve aynı zamanda hastanın rızasının alınmasına büyük önem verilmiştir. Şeriat Mahkemelerinin kayıtlarında rıza bildiren hasta ve şahitlerin beyanlarına rastlanılmaktadır. Hekimlik mesleği ile ilgili kanun maddelerine ve uygulamalara Yakın Çağda rastlamak mümkündür. 1835 yılında hatalı doğum nedeni ile bir hekim ömür boyu tazminata mahkum edilmiştir. Hekim doğum sırasında kol gelişi olan çocuğun kolunu kesmiş ve çocuk diğer kolla doğuma devam etmiştir. Hekim çocuk nasıl olsa ölecek düşüncesi ile diğer kolu da kesmiş ve çocuk ise canlı doğmuştur. Hekim ömür boyu çocuğa gelir sağlamaya mahkum edilmiştir. Dr.Hüseyin ÇETİNALP
|